TARİH
ÇARPITICILIĞI VE YALAN ÜZERİNE TEORİ İNŞA ETMEK
Yusuf KÖSE
Güney Kürdistan’daki
bağımsızlık referandumu, sağından “sol”una bütün siyasal
kesimlerin tavır almasını gündeme getirdi.
Kürdistan’ı
sömürgeleştiren ve işgal eden egemen ulus egemen sınıflarının
bu referanduma karşı çıkışları ve tehditleri ezelden beri
bilinen olmasına karşın, kendini sol’da görenlerin bir çoğunun
-Marx’ın deyimiyle-; “egemen ulus burjuvazisinin önyargılarına
yankı olmalarına” ne demeli?
Burada, Güney
Kürdistan’da yapılan “Bağımsızlık Referandumu”na, egemen
ulus egemenleri ile aynı ağızı kullanan sosyal şovenistlerin
hepsini eleştirmenin pek bir anlamı yok. Bunlar
Marksis-Leninist-Maoistler tarafından bilinen küçük burjuva
anlayışlar. Uluslararası sosyal şovenizmin Türkiye versiyonu.
Özellikle Kürt
Ulusal Sorunu konusunda, ülkemizde İbrahim Kaypakkaya’nın Aralık
1971’de yazdığı, “Türkiye’de Ulusal Sorun”1
eseri, hala güncelliğini koruyor. Bu eser, TDH’ne çok şey
öğretmesine karşın, bazıları, egemen ulus burjuvazisinin
“yankıları olmakta” hala diretiyorlar. Bu eser sosyal
şovenizmin panzehiri olarak yerini korumaya devam ediyor.
28.09.2017 günü
itiabren Özgür Üniversite ve BirGün gazetesinin internet
sitesinde, Fikret Başkaya (FB)’nın, “ ‘Ulusların Kendi
Kaderini Tayin Etmesi’ meselesine dair kısa not”2
başlıklı bir makalesi yayınlandı ve sosyal medyada da dolaşıma
sokuldu.
FB, bu yazısında, “Oysa
sorunun asıl tartışılması gereken yönü savsaklandı”
diyerek, şöyle devam ediyor:
“Ulusların
kendi kaderini tayin etmesi meselesi ilk defa ABD başkanı W. Wilson
tarafından Birinci emperyalist savaşın son günlerinde (8 Ocak
1918) ortaya atıldı. ‘Wilson prensipleri’ olarak biliniyor.”
FB, bu alıntının
devamında, “halklar hep ezildi” gibi sözler söylese de, o
burada, bilmediğinden değil, bilerek bir şeyi çarpıtıyor.
Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH) ilk defa Wilson
tarafından gündeme getilmedi. İlk defa ulusal sorunlar Marksist
tarzda Marx ve Engesl tarafından dile getirilmiş ve I.
Enternasyonal’de tartışılmıştır. Daha sonra ise II.
Enternasyonal tarafından 1896 yılında Londra’da yapılan “İşçi
Partileri ve Sendikalar Sosyalist Enternasyonal Kongresinde karar
altına almıştır.
Karar aynen şöyle:
“Kongre,
bütün ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını tam olarak
desteklediğini beyan eder.”3
FB, bilerek yalan söylüyor
ve komünistlerin bu kararını görmezden gelip, Wilson’un
1918’de söylediklerini kale alıyor. Ve UKKTH Wilson’a mal
etmeye çalışıyor.
Evet “Wilson
Prensipleri”4
olarak adlandırılan 14 madde var. Ancak, bununla Komünistlerin
savunduğu UKKTH hem aynı şeyler değil ve hem de ilk defa Wilson
tarafından gündeme getirilmiş değil. Enternasyonal’in 1896
londra Kongre’sinden sonra, Bolşevikler 1913 yılında, yani
Wilson prensiplerinden 5 yıl önce kendi parti programlarına bunu
koyuyorlar. Ayrıca RSDİP içinde daha 1903 yılında UKKTH
tartışılır ve Plehanov, 1902 yılında, UKKTH savunmanın
“zorunlu” olduğunu yazmıştır. UKKTH sorununu götürüp
Wilson’a bağlayanlar, tarihi troçkizm usulü çarpıtabilme
yolunu deniyor.
FB5,
neden UKKTH’na “Wilson prensipleri” olarak lanse ediyor. Neden
buna gerek duyuyor ve onu buna iten ideolojik neden ne?
Birincisi marksizm karşıtı
olması, ikincisi ise sosyal şovenizmdir. Ezilen ulusların kendi
kaderine tayin hakkına karşı çıkmasıdır. Bu hakkın, ayrı
bir devlet kurmakta dahil kendi kaderini özgürce belirlemesi
olduğunu inkar etmektir. FB’nin “kurnazlığı”, UKKTH’nı
emperyalist ABD başkanına bağlayarak, ezilen ulusların kendi
kaderine tayin etmesine karşı çıkma gerekçesinin “yaratmış”
oluyor. Yani, bu ilkeyi emperyalist burjuvazi savunuyormuş gibi
göstermeye çalışarak, MLM’lerin bu doğru düşüncesine
saldırıyor. Oysa, I. Paylaşım savaşı sırasında ABD
emperyalizmi hakim bir güç değildi. İngiltere’nin gerilemesini
ve kendisinin öne çıkarak pazarlara egemen olmak istiyordu. Bu
nedenle, UKKTH savunuyormuş pozisyonuna girdi.
ABD emperyalizmin niyeti
ne olursa olsun, UKKTH hiç bir şekilde, savunulması ona
bağlanamaz. Bu sorun, ezilen bir ulus sorunu ve proletaryanın
ezilen ulus soruna yaklaşımı ve daha ötesi, buradan hareketle
uluslararası işçi sınıfının birliğinin savunulmasıdır.
Sınıf bilinçli
proletarya, ezilen ulus burjuvazisinin ulusal demokratik haklarını
savunur, onun ezen ulus egemenleri tarafından baskı altında
tutlmasına karşı çıkar, ama aynı zamanda ezilen ulus
burjuvazisinin kendisinin bütün halkın temsilcisi göstermesine ve
ezilen ulus milliyetçiliğini sınıf mücadelenin önüne koymasına
karşı çıkar ve eleştirir.
Troçki’nin hedefinde
hep Markist-Leninistler vardı. İşçi sınıfı hareketinin
tarihini çarpıtmaya ve kendini öne çıkarmayı severdi. FB’de
troçkinin izinden giderek, yalan söylemekte bir beis görmüyor.
Ayrıca, O devam ediyor:
“Ulusların
kendi kaderini tayin etmesi ilkesinin bir destekçisi de Lenin ve
III. Enternasyonaldi...” ve o
azındaki troçkist baklayı çıkarıyor:
“Fakat Komünist
Enternasyonal ve Sovyetler Birliği hızla enternasyonalist
ilkelerden ve sosyalist perspektiften uzaklaştı. III. Enternasyonal
Sovyet Devletinin çıkarlarını korumanın, Sovyetler Birliği
Diplomasisinin bir aracı haline getirldi.”
Birinci inkarcılığın
ve yok saymacılığın bir diğeri de Sovyetler Birliği ve III.
Enternasyonal’in duruşudur. Troçkist ve burjuva çizginin, “sol”
culuk adı altında piyasaya sürülmesidir.
Marx ve Engels’in
takipçisi Lenin, UKKTH’nı, “ezilen ulus burjuvazisinin
özgürleşecek” diye savunmamazlık etmiyor, evet, burjuvazi
özgürleşecektir. Bir ulusun bir başka ulus tarafından ezilmesi,
baskı altına alınması ve ulusal haklarının gasp edilmesi karşı
çıkılması gereken bir durumdur ve bu proletaryanın sınıf
çıkarlarına uygundur. İşçilerin birliğinin güçlendirilmesine
hizmet eder.
UKKTH’ına karşı çıkan
birisi de Rosa Lüxemburg idi. Ve UKKTH’nın komünist partisinin
programında olmasını eleştirir ve Lenin ise, Lüxemburg’un bu
tavrını; “despotizm yararına oportünist bir tavır” olarak
değerlendirir.
Lenin, UKKTH neden
desteklenmesi gerektiğini şöyle açıklar:
“... birincisi,
bütün ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını tanımak,
çünkü burjuva demokratik devrim gerçekleşmemiştir. Çünkü
işçi sınıfı demokrasisi tutarlı olarak, ciddiyetle ve
içtenlikle (...) ulusların eşit hakları için savaşır, ve
ikincisi, belirli bir devlet içinde, tarihinin geçirdiği bütün
değişimler boyunca, burjuvazinin birey olarak devletlerin
sınırlarında meydana getirdiği değişiklikler ne olursa olsun,
bütün ulusların proleterlerinin sınıf savaşımında en sıkı
ve bölünmez bir ittifakı gerçekleştirmek için savaşım
verir.”6
Komünistler, kapitalizme,
uluslara ve ulusal devletlere karşı. Bu sayılanlara karşı olmak,
sorunu çözmüyor. Neyi ne zaman ortadan kaldırılması gerektiğini
bilmek gerekiyor.
Karşı olmak yetmiyor.
Çünkü ortada toplumsal-tarihsel bir gerçek var. Kapitalizmin
yarattığı uluslar var, ulusal devletler var ve çok uluslu
devletler var. Çok uluslu devletler içinde egemen ulusular, sömürge
ve azınlık uluslar üzerinde egemenlik kurarak, onların devlet
kurma hakları da dahil kendi özgürlüklerini özgürce tayin
etmeleri üzerinde baskı oluşturmaları gereçeği var. Ve bu
çelişmeden kaynaklı ezilen ulusların egemen ulus egemenlerine
karşı ulusal özgürlüğük savaşları var. FB’nin makale
içinde bir çok doğruları tekrarlaması, onun, egemen ulus
despotizmini gizlediği gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.
Devlete karşı olmakla
devletler ortadan kalkmıyor. Uluslara karşı olmakla uluslar
ortadan kalkmıyor. Ve günümüzde Kürt ulusu gibi bir çok ulus
baskı altında tutulmaktadır ve bunlar eizlen ulsulardır. Bunlar,
toplumsal tarihin belli süreçlerinde ortaya çıkmış ve yine
belli süreci içinde de ortadan kalkacaklardır.
Bütün bur gerçekler
ortadayken, “biz devletlere karşıyız” demek, ezen ulus egemen
sınıflarıyla, ezilen uluslar karşısında aynı bulvarda yer
almak demektir. FB vb. sosyal şovenizmi kendilerine bayrak edinmiş
olanlar, Kürtlerin bağımsızlık referandumuna karşı
çıkmalarının arkasındaki gerçek, ezen ulus egemenlerine
tanıdıkları hakkı, ezilen ulus burjuvazisine tanımamalarıdır.
“Uluslal
toplulukların, devletlerin çoktan zamanı geçti”tartışmaları
yeni değil, 1866 yılında da I. Enternasyonal’de bu tür görüş
getirenler ve baskı altında tutulan ulusların bağımsızlığına
karşı çıkanlar vardı. Marx, bu tür sosyal şoven anlayışları
o zaman eleştirmiştir.
“Devletlere,
ulusal toplulukların ayrılmasına”, yani UKKTH karşı çıkarken,
gerekçe olarak “işçi enternasyonalizmini” koyanlar, içinde
bulunulan durumu kavrayamadıkları gibi, tarihsel olguları da
reddetme durumuna düşüyorlar. UKKTH kayıtsız şartsız savunmak,
işçi sınıfının enternasyonal birliğini güçlendiren ve
geliştiren bir olgudur. Tersi, ise, işçilerin enternasyonal
birliğine zarar verir.
Marx ve Engels’in
İrlanda ve Polonya sorunlarına nasıl baktıkları bilinen bir
gerçek. Burada tekrar etmeye gerek yok. Ancak, Marx ve Engels’in
tavrı, FB için bir şey ifade etmeyebilir, ama
Marksist-Leninist-Maoistler için çok şey ifade ediyor. Evet,
Marksizm orada donup kalmadı, ancak, emperyalizm ve proleter
devrimler çağında da hala ulus-devlet ve buna bağlı olarak
ezilen ulus sorunu varlığını korumaktadır ve sınıf bilinçli
proletarya, bu soruna karşı egemen ulus cephesinden değil, ezilen
ulusun haksızlığa uğramasına ve devlet kurma hakkına sahip
çıkmak ve savunmak durumundadır. Proleter enternasyonalizm bunu
gerektirir.
FB, çözümü sunuyor:
“1. Devletten
kurtulmak; 2. paradan kurtulmak; 3. herkese ait yaşam araçlarına
(üretim araçlarına) birileri tarafından el konulmasına son
vermek...”
Bunlara katılmamak el
değil. Komünistler du bu görüşleri savunuyor. Ancak, komünistler
ile FB’yi ayıran sorun,içinde yaşanılan somut koşullardir. O,
içinde yaşadığımız toplumsal koşulları yok sayıyor. Anarşist
bir mantıkla, hepsinden kurtulalım diyor. Ama nasıl
kurtulunacağını ise es geçiyor.
Bunlar yeni düşünceler
değil. Yaklaşık iki yüz yıldır anarşist ve bir yüzyıldır da
troçkist görüşler var. Ancak, somut gerçeklikten kopuk soyut
teoriler, gerçeklerin değiştirilmesine yetmiyor.
Lenin, ulusal
ayrıcalıklara karşı proletaryanın tavrını şöyle açıklıyor:
“Her türlü
feodal boyunduruğu kırmak, uluslara karşı her türlü baskıya,
uluslardan biri ya da dillerden biri için her türlü ayrıcalığa
karşı çıkmak, demokratik bir güç olarak proletaryanın mutlak
görevidir, ulusal kavgalarla karartılan ve geciktirilen proleter
sınıf savaşımının mutlak çıkarınadır. Ama kesin olarak
sınırlandırılmış olan ve sınırları belli tarihsel bir alana
yerleştirilmiş bulunan çevrenin ötesinde burjuva milliyetçiliğine
yardım etmek, proletaryaya ihanet ve burjuvazinin saflarına geçmek
olur.”7
Ayrıca, UKKTH konusunda
bilinçli olarak çarpıtılan bir sorun ise, ulusların kendi
kaderinin tayin hakkı yerine “halkların kendi kaderini tayin
hakkı” konmaya çalışılıyor. Bunu FB’de adı geçen
makalesinde yapıyor. Bu her ikisi aynı şeyler değildir. Bu konuda
R. Lüxemburg’da yanılgı içindeydi. Ezilen ulus sorun ile
halkların kaderini tayin aynı şeyler değildir. Halkların kendi
kaderini tayin etmesi, burjuva iktidarını yıkarak, proletarya
önderliğinde kendi siyasal iktidarını kurmasıdır. 1917 Sovyet
Devrimi, Çin Devrimi ve diğer devrimler böyledir.
Komünistler hiç bir
zaman ve hiç bir yerde, UKKTH proletarya önderliğindeki demokratik
devrimleri ve sosyalist devrimleri karşı karşıya koymamışlardır.
Biri burjuva hakkıdır, ikinicisi ise proletarya ve emekçilerin
(ezilen halkların) sosyal kurtuluş mücadelesi içindedir.
Ulusal sorunun gerçek
çözümü proletarya önderliğindeki devrimlerle olacaktır. 1917
Ekim Devrimi bunu kanıtlamıştır. Buna karşın, yukarıda
söylediklerimiz hala geçerliğini koruyan birer toplumsal
olgulardır. Bunlar ne reddedilebilir ne de görmezden gelinebilir.
Yazıyı, Kaypakkaya’nın
Leninden aldığı bir alıntıyla alıntıyla noktalayalım:
“Bütün uluslar
için tam hak eşitliği: ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı;
bütün ülkelerin işçilerinin (ve ezilen halkların) birleşmesi.”8
29.09.2017
***
1
İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Umut
Yayımcılık, 1992
2
http://ozguruniversite.org/2017/09/27/uluslarin-kendi-kaderini-tayin-etmesi-meselesine-dair-kisa-not-fikret-baskaya/
3
Lenin, UKKTH, sf. 95, Altıncı baskı, Sol Yayınları
4
Bkz. Wikipedia.org.
5
FB, Kemalizm ile ilgili yazdığı kitaplarda, Kaypakkaya’dan hiç
söz etmez. Sanki ilk defa kendisi bu tür bir düşünce
getiriyormuş izlemini vermeye çalışır. Anarşizmin tarihsel
oluguları yoksayan top yeküncülüğü, troçkizmin teorik
oynaklılığı ve bulanıklığı aynı yerde buluşmuş.
6
Lenin, UKKTH, sf. 99
8
İ. Kaypakkaya, Seçma Yazılar, sf. 264

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder