DİYALEKTİK1
“Teori ve Komünist Partisi
„Öncü
savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk
ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek
istiyoruz.“2
Teorinin
önemi, ileri bilimsel teorinin Proletaryanın burjuvazi ile
savaşımdaki rolünü, kendine marksist diyen herkes kabul eder. MLM
bilimsel teori ile donanmayan, teorilerini doğa ve toplumsal
bilimlerin gelişmesine koşut geliştirmeyenler,
derinleştirmeyenler, proletaryanın sınıf savaşımındaki
önderlik görevini yerine getiremezler. Sağ ve sol oportünizmin
yaptığı gibi, salt soyut, nesnel gerçekliği yansıtmayan,
toplumsal çelişmelerin doğru çözümünü yapamayan, sadece bir
sürü laf kalabalığından öteye geçmeyen hilkat garibesi „teori“
ortaya çıkar. Böylesi bir „teori“ proletarya partisinin önünü
açacağı yerde önüne daha baştan bir Çin Seddi örer,
proletarya bilimi adına ne varsa onu yıkar ve öncüyü „öncü“
olmaktan çıkarıp, oportünizmin sadık bir savunucusu haline
getirir. Bu bağlamda KP, önderlik görevini; „somut koşulların
somut tahlili“ önermesinden geçtiğini, çürüyen yanlarını
hiç çekinmeden anında atıp yeniyi almak olduğunu içselleştirdiği
zaman yerine getirebilir.
Engels,
„Alman
Köylü Savaşı“
adlı yapıtında, 1874’de Alman Proletaryasının önderlerine
şöyle seslenir:
„Önderlerin
ödevi, özellikle bütün teorik sorunlar üzerinde giderek daha çok
bilgi edinmek, günü geçmiş dünya görüşlerinin geleneksel
lakırdılarının etkisinden kendilerini giderek daha çok kurtarmak
ve sosyalizmin bir bilim durumuna geldiğinden bu yana bir bilim
olarak yürütülmek, yani irdelenmek istendiğini hiç mi hiç
unutmamak olacaktır.“3
Engels’in
altını çizerek belirttiği gibi, sosyalizmin bir bilim olması,
sınıf savaşımına önderlik eden KP’nin de bu bilimle donanması
ve artan ölçüde teorik sorunların üzerine giderek bilimsel
çözümlemeler getirmesi gerekir. KP, asla salt keskin sloganlarla
sınıf savaşımını yürütemez, toplumsal gelişmenin
pratiğindeki gelişmeleri bilimsel olarak ele almak ve irdelemek
durumundadır. Kalıplaşmış söylemeler, kendi pratiğinden
çıkmamış „hazır reçeteler“, KP’ni ilerletemez. Eskiyi
atıp yeniyi alan bir KP yerine, giderek ölen, kitlelerden kopan ve
kendi sınıf gerçekliğinden ve dayandığı bilimsel ideolojiden
kopan bir KP karşımıza çıkar. Doğrular, nesnel gerçekliklerin
ürünüdür ama, bu doğrulara dayanmayan, sınıfı ve diğer
ezilen kesimleri bu doğrular ışığında yönlendiremeyen bir KP,
kendi içinde çürümeye başlamasını da önleyemez. KP, sınıf
savaşımının inceliklerini, çelişkilerini, bunların bir biriyle
ilişkilerini ve çözümlerini, burjuvaziye karşı savaşta
ustalaşmasını ve giderek güçlenmesini, kitleleri kucaklamasını
ve savaşa sürüklemesini, yine kendi öz deneyimleri ile
öğrenecektir. Diğer deneyimler onun için genel bir yol gösterici
olabilir, ama reçete olamaz.
KP, yalnızca
teori üretmek için var değildir. Aynı zamanda teoriyi pratiğe
uygulamak için vardır. Bu bağlamda teori ve pratik birbiriyle
bağlantılı ve içiçedir. Pratik teroriyi zenginleştirir,
devrimci teori ise pratiği doğru bir yönde, devrimci bir tarzda
daha ileriye taşır.
Dünya da bir
çok genç KP, başka ülke devriminin deneyimlerini kendilerine
örnek alarak savaşıma girişmişler, kimileri ise, kendi savaş
pratiği deneyimlerini esas alarak, bundan öğrenerek, giderek
savaşımlarını özgüle indirgemesini başarabilmişler ve
savaşımda başarıya ulaşmışlardır. Kimileri ise, başka
ülkelerin devrim deneyimlerini kendi ülke ve ulusal gerçekliklerini
dıştalayarak ve de kendi deneyimleri yerine o ülke KP’lerin
deneyimini esas alarak bunda diretmelerinin sonucu, giderek sınıf
savaşımından ve kitlelerden dıştalanmışlardır.
„Doğrunun
ölçütü toplumsal pratiktir“
diyen Mao, tam da bunu söylüyordu. Mao, bunu, Rus devrimini
kendilerine reçete olarak alan ve ÇKP’ ye büyük zararlar veren
ÇKP içindeki dogmacılar için söylüyordu. ÇKP içindeki
dogmatizmi yıkmak için -çünkü, ÇKP dogmatizmden ağır darbeler
yedi- „Pratik Üzerine“ (Temmuz-1937) ve „Çelişmeler Üzerine“
(Ağustos 1937) adlı makaleleri yazdı. Bu makaleler bile bir
olgunun, yani ÇKP içinde yaşanan sınıf mücadelesinin bir ürünü
olarak ortaya çıktı ve ÇKP’nin önünün açtı. ÇKP içindeki
dogmacılar, Çin gerçekliğini reddedip, Rus devrimi deneyimlerini
Çin gerçekliğine olduğu gibi uygulamaya kalkıyorlardı. Mao ise,
Rusya gerçeği ile Çin gerçekliğinin çok farklı olduğunu, aynı
olmadığını, her ülkenin kendine özgü yanları olduğunu ve bu
farklı yanlardan kaynaklanan farklı çelişmeler ve bu çelişmelerin
de farklı çözümleri olacağını, Rus devriminden çıkarılması
gereken en önemli dersin bu olması gerektiğini vurguluyordu. Ama,
tarih Çin dogmacılarını değil, Mao’yu haklı çıkardı.
Mao’nun bu teorik ve felsefi yazısından sonra ÇKP, hem teorik
olarak hem de ideolojik olarak daha da sağlamlaştı. Teorik
derinliği olmayan partilerin ideolojik sağlamlıkları da
omayacağından hareket eden Mao, parti içindeki yanlış
anlayışlara karşı kıyasıya bir mücadele yürüttü. Partinin
teorik seviyesini ve buna bağlı olarak pratik mücadelesinin
gelişmesinin önünü ve partinin iktidara emin adımlarla
yürümesinin yolunu açtı.
Toplumsal
olaylarda olduğu gibi, KP içinde de yeni taktik ve politik
değişikliklerde tutuculuğun direnciyle karşılaşılır. Ekim
Devrimi’nin başlatılmasında Lenin, MK içinde çoğunluğun
tutucu direnişi ile karşılaştı, Mao, uzun süre ÇKP içinde
yalnız kaldı, dogmacıların ayak diretmeleri ve tutuculuklarıyla
karşılaştı. KP içinde yeniye karşı, yeni taktik politik
değişikliklere karşı, eski politikada direnenlerin olmaması
düşünülemez.
Toplumda ki
yeni ile eski arasındaki savaşım KP içinde de vardır. KP
varolduğu sürece bu çelişmede kendisini değişik biçimlerde
varedecektir. Ama, KP, doğruları tutuculuğa ve her türlü
oportünizme karşı savunmak ve doğruları yaşama geçirmek için
ilkeli bir mücadele vermek ve tavizsiz davranmakla karşı
karşıyadır, tersi, KP’nin yok olmasına ya da bütünüyle
yozlaşmasına ve sınıf niteliğini değiştirmesine neden
olacaktır. Bu bir niyet sorunu değil, politik gerçekliktir. KP
içindeki iki çizgi mücadelesi gerçekliği kendini burada
gösterir. Bu gerçeklik bilince çıkarılmadıkça KP’nin
Marksizm’den sapmaması düşünülemez.
Sınıflı
toplumun bir üyesi olan KP, kendini salt burjuvaziye karşı
savaşımla sınırlayamaz, kendi içindeki oportünist öğelere
karşı da savaşım vermek zorundadır. Bu da, KP’nin sınıf
savaşımı içindeki çok yönlü savaşımının çok yönlü bir
kesitini oluşturur. Parti içindeki bu savaşımın kazanılması
-çünkü bu mücadele parti içinde süreklidir- sınıf savaşımının
kazanılmasının başlangıcıdır, savsaklamaya ya da yitirilmeye
pek gelmez. Parti içindeki bu savaşım, dönem dönem sınıfın
burjuvaziye karşı savaşımın bile önüne geçebilir, çünkü bu
kazanılmadan burjuvaziye karşı savaşım yürütülemez.
Lenin;
„Sosyal-demokrasi
(komünistler, Y.K)kendi kendini kirletmezse, başkası kirletemez“
diyordu.
Proletaryanın
öncüsünün kendini kirletmesi teoride başlar ve giderek bütün
alanlara yansır, yukarıdan aşağıya bütün hücrelerinde
yozlaşma başlar. Sağlam teorik temellere dayanan, gerçeği nesnel
olgularda arayan, pratiğinden öğrenen, kendini ve sınıfını bu
politikayla eğiten bir KP sınıf savaşımında yıkılmaz. Mao,
„savaşı
savaşarak öğreneceğiz“
derken, tam da bunu kast ediyordu. Kendi pratiğinden öğrenen ve
bunu teorisine aktarıp pratiğine yol gösteren, Kaypakkaya’nın
da yinelediği gibi „bayatı
atıp tazeyi alan“
bir KP’si kirlenmez, sürekli yenilenmesini ve savaşta
ustalaşmasını becerebilir.
“...
komünist için sorun, mevcut dünyayı devrimci bir şekilde
değiştirmek, bulmuş olduğu duruma saldırmak ve onu pratik olarak
değiştirmektir.”4
Dünyayı
değiştirmeye kalkanların, kendi bulundukları duruma da öncelikle
saldırmaları gerektiği, duraganlığı değil, hareketliliği
seçtiği, teorik hantallığı terk ettikleri ve pratiğin öğretici
yanlarını kendilerine taşıdıkları sürece, dünyayı
değiştirmede başarıya ulaşacaklarını söylemek yanlış
olmayacaktır. Devrim mücadelesinde kendi statik durumunu
sorgulamayanların, varolanla yetinmeye çalışanların, kendi
mücadele deneyimlerini de teorilerine aktarmaları söz konusu
olamaz ya da statikoculukta diretenlerin salt MLM bilimin genel
evrensel teorilerini aktararak kendilerini doğru yolda olduklarını
sanmaları da statikoculuğun bir gereği olsa gerek...!
Nesnel
gerçekliklerin doğru çözümlemelerinden beslenmeyen, sınıf
mücadelesinin engin denizinin deneyimlerini teorisine yansıtamayan
KP’leri, devre dışı kalmaya ve marjinalleşmeye mahkumdur.
Çünkü, sınıf mücadelesi çocuk oyuncağı değil bir bilimdir.
Bilim hatayı ve de tutuculuğu asla kabul etmez. Sınıf
mücadelesine soyunan sınıfın öncüsü KP, bir bilim insanı
hassaslığıyla sınıf mücadelesi laboratuarına girmesi
gerekiyor. En küçük teorik bir hata çok pahalıya mal olabilir.
Gerçek bir bilim insanı, incelediği konuyu çok yönlü olarak ele
alır, incelediği konunun en ince ayrıntılarına kadar iner ve bu
verilerin ışığında çözümlemeye gider. Sınıf mücadelesinin
her adımında proletarya partisi yaraya yeni yeni neşterler
vurmalıdır, pratiğe yön vermede yetersiz kalan teorinin eskiyen
yanlarını atıp, pratikten kazandığı yeniliği teoriye
aktarmalıdır. Her çelişmeyi, çelişmelerin birbirleriyle
ilişkilerini, dış yönlerini ve bunun çelişmelere etkilerini vb.
ele alıp çözümlemek durumundadır.
“Tam
da Marksizm ölü bir dogma, bütün zamanlar için tamamlanmış,
hazır, değişmez bir öğreti değil, canlı bir eylem kılavuzu
olduğu içindir ki, tam da bunun içindir ki, toplumsal yaşam
koşullarındaki göze batacak kadar çarpıcı değişiklikleri
yansıtmak zorundaydı.”5
Proletaryanın
örgütü en ileri teori ile kendini donatmak, bu teorinin yol
göstericiliğinde pratiğine yön vermek, sınıfın en ileri
unsurlarını bağrında toplayabilmelidir.
„Sübjektivizmden,
revizyonizmden ve dogmatizmden arınmış, kitlelerle kaynaşmış,
teori ile pratiği birleştiren, özeleştiri metodunu uygulayan
çelik disiplinli bir komünist partisi..“6
„Sübjektivizmden,
revizyonizmden ve dogmatizmden arınmış“
bir parti ile ne anlatılmak istendiği bugün daha iyi
anlaşılmalıdır. Kaypakkaya’nın kısacık yaşamındaki bu
ileri görüşlülüğü, nasıl bir parti düşlediği, devrime
önderlik edecek bir partinin kendini nasıl donatması gerektiği
bilince çıkarılması gereklidir. Yine Kaypakkaya; „teori ile
pratiği birleştiren“ bir partiden söz ederken, teori bir tarafa
pratik bir tarafa gitmelidir anlamında değil, teori ile pratiğin
uyum içinde, teorinin pratiğe yol gösterdiği, pratik deneyimlerin
anında teoriye aktarılarak zenginleştirildiği, teorinin pratikle
çelişen yanlarının “özeleştiri metoduyla” anında atılması
gerektiğinden söz etmiştir.
Bir
parti, kendi hatalarını görmezden gelip sık sık özeleştiriden
söz etmesi, özeleştirinin bayağılaştırılmasından başka bir
anlam ifade etmeyeceği bilinmezlikten gelinemez. Kendine “marksist”
diyen bir çok çevrelerdeki özeleştiri anlayışı; hareketin
yanlışlarını düzeltmesi şeklinden çok, kişi yanlışlarını
ele almak olarak algılanıyor, teorik ve de politik hatalar ise
sürdürmekte diretiliyor. Küçük-burjuva oportünizmin özeleştiri
mantığı ve hatalarına karşı yaklaşımı, teorik eklektizm ile
iç içedir.
“Aşmayalım
aşılayalım” mantığı, dogmatizmin tipik bir yansımasıdır.
Doğada olduğu gibi toplumsal yaşamda da durağanlık yoktur. Her
şey içinden çıktığı çelişmeli birlikteliğin üzerinde
yükselir ve onu değiştirerek aşar. İşçi sınıfının
sosyalistleri, Marksizmi işçi sınıfına öğretecektir ya da
söylendiği gibi “aşılayacaktır”, ama aynı zamanda o bilimi
ileri götürme çabası içinde olacak ve onu aşacaktır. Bu
Marksizmin abc’sidir. Lenin, Marx ve Engels’le yetinmemiştir.
Lenin, salt “marksizmi aşılamakla” yetinseydi, ne Lenin Lenin
olabilirdi ne de Rus Devrimi gerçekleşebilirdi. Bugün Marksizmi
Lenin ve Mao’nun geliştirdiğini kabul ediyor ve “Marksizm MLM
bir düzeye yükselmiştir” gerçekliğinden hareket ediyorsak;
olayın “aşılamakla” sınırlı kalmadığını, geliştirmenin
ve gelişmelerin teoriye yansıtılmasının esas öğe olduğunu
kabullenmenin ve bunu devrimci pratikle bütünleştirmenin bir elzem
olduğunuda bilmek durumundayız.
Niyet, işçi
sınıfının önderliğinde devrimi gerçekleştirmek olsa dahi,
gerçek niyet teori de saklıdır. Çünkü teori, ideolojik duruşun
aynası ve anasıdır. Teorideki yanlışlar, ideolojik sapmaları da
kaçınılmaz olarak beraberinde getirir. Belki söylemde bir
ideolojinin keskin tarftarlığı yapılabilir, ama bu, onun doğru
olduğu analamını asla ve asla taşımaz. Nesnel gerçekliği
yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve
pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teoride,
pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir.
Öncüyü kitlelerle bütünleştirme yerine, ondan
uzaklaştıracaktır. Oysa, KP’nin görevi kitleleri örgütleyip
harekete geçirerek, burjuvazinin siyasal iktidarını yıkmaktır.
Bir KP’nin
bayatı atıp tazeyi alması; sınıfın bilimini nedenli
kavradığına, bunu nedenli pratiği ile bütünleştirdiğine, ne
denli hatalara karşı tavizsiz olduğuna ve de toplumdaki ve, doğa
bilimindeki gelişmeleri kendi teori ve pratiğine ne denli
yansıttığı ile ölçülebilir. Engels’in dediği gibi;
„Materyalizm,
doğa bilimleri alanında çağ açan her yeni buluş ile kaçınılmaz
olarak biçimini değiştirmek zorundadır.“7
Küçük-burjuva
oportünizmi, boş verin doğa bilimlerindeki gelişmeleri,
toplumdaki gelişmeleri bile kendi teorilerine yansıtmamak için
„tutuculuğu“, „tabuculuğu“ ve „dogmatizmi“ yeğliyorlar,
çünkü, küçük burjuva oportünizmine böylesi daha kolay
geliyor. Aynı zamanda bu, küçük burjuva devrimciliğinin Marksizm
bilimine karşı oportünistçe yaklaşımının da bir ifadesi
oluyor. Marksizm, değişim ve değiştirmedir. Marksizm, tutuculuğa,
tabuculuğa ve mutlakçılığa karşıdır. Mutlak olan bir şey
varsa o da değişimin kendisidir. Tabuların düşmanı olmayan
marksist de olamaz.
Bir Komünist
Partisi, kitlelerden uzaklaşıyor ve her geçen gün marjinalleşiyor
ve büyük hedefi doğrultusunda ileri bir adım atamıyorsa, o,
öncelikle hatayı kendinde aramalıdır. Eğer kendinde “derin ve
kronik” dediği hastalıkları bağrında sürekli taşıyorsa, o
hastalıkların ana kaynağına, yani teoriye inmek zorundadır.
“hastalıklarla mücadele edelim” deyip, arkasından ise
hastalığın beslendiği kaynaklara inme yerine, dış etmenlere
salvo ateşi yapıyorsa, o kendi gerçekliğini açığa vurmaktan
korkuyor anlamına gelir. Korkunun ise ecele bir faydası olmuyor ve
olamaz. Kendi gerçekliğini ve bu gerçekliği tersine çevirmeye
yanaşmayan bir KP, ne devrimin öncüsü olabilir ne de sınıf
mücadelesi tarihinin fırtınalı ateşi içinde yeniyi yaratabilir.
Ancak o, koşullar elverdiği oranda “varım”la yetinebilir. Ne
var ki , “varım”la yetinmek, “yokum”la eş anlamlı olduğu
da bilinmelidir. Biri diğerine kolayca dönüşebilir.
“Teorimiz
iyi, ama pratiğimiz kötü” masumane(!) genellemesi, sapla samanı
birbirine karıştıran, gerçeği olgularda aramayı reddeden
dogmatik bir yaklaşımın basit bir tekrarıdır. Bu tür anlayış
ve yaklaşımlar basit bir daire içinde dönüp dolaşır ve suçu
pratiğe yükleyerek, pratiğe yol gösteren olgunun teori olduğu
gerçeğini ters yüz eder ya da etmeye çalışarak kendi yanlışını
bile bile doğru gibi göstermeye ve sınıf mücadelesi içinde
masumiyet aramaya çalışır. Sınıflar arası mücadelede
masumiyete yer yoktur. Sınıf mücadelesine yeni katılmış bir KP
için “kötü pratik” doğal karşılanabilir ve hatta genç
olduğu için “masumiyet”te bir ölçüde kabul edilebilir. Ama
çeyrek asırları aşan KP’ler için “iyi teori, kötü partik”
olmaz. Doğru teori doğru pratiği kaçınılmaz olarak hakim kılar.
Ama, sosyal olguların süzgecinden çıkmamış teori de direnerek,
bunun yaşama geçirilmeye çalışılması durumunda, pratiğin
yapacağı bir şey yoktur. Sınıf mücadelesinin pratiği, her
zaman yanlış teoriyi redder ve onu uygulamakta direnenleri ya tarih
sahnesinden siler ya da toplumsal tabakların en derin ve en zayıf
bir yerinde kendi kaderine terk eder. Bu tür siyasal akımlar için
toplumsal tabakanın bir yerinde saklanacak sosyal bir koşul vardır.
Bugün TDH
hala bu sıkıntıyı bir bütün olarak çekmektedir. Kitlelerden
kopmanın gerekçeleri olarak ülke koşulları vb. şeyler ileri
sürülse de, sahip oldukları teorinin pratikle, yani bu teorinin
kitleleri ne kadar ilgilendirdiği incelenmeyip, genellemelerle
yetinilmektedir. Bu durum devrimci siyasal akımlar arası
tartışmalara (daha doğrusu tartışmamalara) da yansımıştır.
Deyim yerindeyse, siyasal akımlar arasında ideolojik tartışmalar
bitmiştir. Varolan bu durum birbirine bağlı olarak iki şeyi
ortaya çıkarmaktadır: Birincisi; yoğun bir ideolojik erozyon ve
Marksizmden uzaklaşma, ikincisi ise; kitlelerden kopuş ve dar bir
sosyal çevrenin örgütü haline gelmektendir. Bu olgu, sınıf
mücadelesinin geriliğinden de kaynaklanmakta ve ondan bağımsız
değildir. Kendini sınıf mücadelesinin ateşi içinde görmeyen
akımlar, tartışmaktan hep kaçınır. İnkar etmemek için, yer
yer tartışmalar yaşansa da bunlar da bazı güncel pratik
sorunların kapsamı dışına çıkamamaktadır.
Bugün TDH’nin
genel anlamda durumu da budur. Eylemede birlik, ama ideolojik
tartışma nerede? Tartışmanın olmadığı yerde gelişme ve
kitleler ile kaynaşma ve sınıf mücadelesi içinde canlı olarak
yer alamanın koşulları da yaratılamaz.
Teorik
tartışmanın olmamasını ya da çok çok geri planda güncel
sorunların pratikle ilgili bölümlerinin tartışılması,
bütünüyle sınıf mücadelesinin zayıflığına bağlanamaz.
Lenin, en büyük eserlerini sınıf mücadelesinin durgunluk
dönemlerinde yarattığını bilmeyen yoktur. Çünkü böylesi
dönemlerde Marksizm kılıfı altında Marksizmi revize etmeler
artar. İşçi sınıfının bilinci bunaltılmaya ve karartılmaya
çalışılır. KP, durgunluk dönemlerinde daha yoğun teorik ve
ideolojik mücadele yürütmediği zaman hem kendisi de ideolojik
erozyona uğrar ve savunduğu doğru ilkeleri elastike etmenin
yollarını arar. Kendi eksik ve yanlışlarının üzerine gideceği
yerde, suçu sınıf mücadelesinin durgunluğunda arayarak, mistik
bir kaderciliğin kurbanı haline gelir. Bundan hareketle, böyle bir
yönelim ve duruş ise, KP’ni, kendi savunduğu hedefler
doğrultusunda yürüme yerine, teori ile pratiğin bütünüyle
farklılaştığı bir güzargaha götürür. Belki teorik olarak
hedefleri savunuyor gözükmeye çalışsa da, bu cılız savunu,
sağcı pratiğin üstünü örtme çabalarından başka bir anlama
gelmez. Marksizmi revize etmenin en tehlikelisi de budur. Yani, kendi
içinde tutarlı olamamak ve savunduğu ilkeleri bulanıklaştırmak...
Mistik
kaderciliğe teslim olmuş ve kendine KP diyen siyasal bir yapı,
oportünizme karşı mücadele edemeyeceği gibi, oportünizmin
oportünizme karşı mücadele ettiği görülmediğinden kendisi de
oportünizmeden müzdariptir. Böyle bir Parti hangi hatalarına
karşı mücadele edecek ya da hangi hastalıklarını
iyileştirebilecek...
Keskin sınıf
savaşımının dönemeçlerinden geçmiş bütün KP’lerinde,
kendi hatalarına karşı daha kapsamlı büyük mücadeleler
yaşanmıştır. Sınıflı toplumun diyalektiği ve bu sınıflı
toplumun bir ürünü olarak ortaya çıkan KP, önce kendine karşı
mücadeleyi, kendini sürekli yenilemeyi, hatalarını atıp yeniyi
alma yöntemini esas alarak eksikliklerini giderme yöntemini esas
almazsa, değiştirmek istediği toplumu da değiştiremez.
“Örgütleyenleri yeniden yeniden örgütlemek, değiştirenleri
yendien yeniden değiştirmek” doğru önermesinde olduğu gibi, bu
marksist yöntem kesintisiz uygulanmalıdır.
Bu, sınıf
savaşımına daha güçlü girme, sınıf savaşımındaki etkisini
daha güçlü bir şekilde artırma, daha geniş kitleleri kucaklama
ve onları harekete geçirme savaşımıdır. Ama bu savaşım, aynı
zamanda, kendine karşı bir savaşımdır. Kendini yenileme,
değiştirme, örgütleme, eğitme savaşımıdır. Partinin kendine
karşı bu savaşımı, pratikten kopuk bir savaşım değil, bizzat
pratiğin denek taşında verilmektedir. İşte, KP’nin kendine
karşı verdiği bu savaşım, “bayatı atıp, tazeyi alma”
savaşımıdır.
Teorinin
pratik ile uyum içinde olması, teorinin pratiğe yol göstermesinden
ve bir KP’nin bunu nasıl ele alması gerektiğini öncelikle
bilince çıkarmak gerekiyor. Keskin ve toplumsal sorunları
kucaklamaktan yoksun soyut sloganlarla, Marksizm’e bağlılık
yeminleri, burjuvaziye kin beslemek, proletarya devrimini söylemlerde
göklere çıkarmak sorunu çözseydi, kapitalist sistem çoktan
tarihin çöplüğüne gömülmüştü.
Demek ki,
bunlar yetmiyor.
Bir
teori, pratikte sürekli tökezliyor ve geri tepiyorsa, hareketin
önün açmakta aciz ve yetersiz kalıyorsa, öncünün kitlelerle
kaynaşmasını, daha geniş yığınları kucaklamasını, sınıfın
en ileri unsurlarını bağrında toplamasını sağlayamıyorsa;
öncünün sınıf mücadelesi içinde yoğrulması, onun
sorunlarıyla içice olması yerine, daha çok kendi iç sorunlarını
artan ölçüde artırıyorsa, en ileri teori ile donanmış bir
partiden söz edilemez; teori
kısırlaştıkça, gelişmelere yanıt veremedikçe hareketi
kısırlaştırır ve örgütü içten içe çürütür.
Lenin;
„ ...
yalnızca, öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teorinin
kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceği...“8
söyler.
Teorinin
pratiğe yol göstericiliğini, teorinin KP için ne denli önem
taşıdığı oportünizm „lafta“ pek yadsımaz. Ama, ne
hikmetse, bu denli „önem“ verilen teori, salt teori olarak
kalır, yani, soyut olarak ele alınır. Onun, canlı bir organizma
gibi nesnel gerçekliklere gereksinimi olduğu, nesnel olguların
yaşayan ruhu olması gerektiği unutulur ya da „bir kere başta
proje çizildin mi gerisi gelir“ denerek, sınıf mücadelesi
esasta oportünizme feda edilir ve feda edilenin proletaryanın
bilimi olduğu bilinmezlikten gelinir. Böyle bir teori ile donanmış
bir „öncü“nün de kitlelerle bir sorunu yoktur demektir. Çünkü
kitleler başka havadan çalarken, „öncü“ de kendi –kitlelerden
kopuk- dar dünyasında kitlelere „seslendiği“ sanısı
içindedir.
Marx, teorik
ve pratik gereksinimleri şöyle açıklıyor:
“Gerçekten
de devrimler pasif
bir
öğeye, özdeksel
bir temele gereksinim duyar. Teori bir halk içinde ancak onun
gereksinimlerinin gerçekleştirilmesi olduğu ölçüde
gerçekleşiyor. ... Teorik gereksinimlerin dolayımsız olarak
pratik gereksinimler durumuna gelmeleri mi gerekiyor? Düşüncenin
gerçekleşmeye götürmesi yetmiyor, gerçekliğinde düşünmeye
götürmesi gerekiyor.”9
Bu
konun biraz daha açılması için, Stalin yoldaştan uzun bir alıntı
aktarmakta yarar var. Çünkü ileri teori ile donanmış parti
olgusundan, teori ile pratiğin uyumundan neyin kast edildiği,
„belirlenmiş“ -diyalektik
materyalizmde „belirlenmiş“(maddenin
değişimini yansıtmama ve durağanlık bağlamında)
diye bir şey olmaz, ama, ne yazık ki, bu olguyu sıkça yaşıyoruz-
bir teorinin yol gösterdiği pratiğin, defalarca taşa vurması mı
gerektiği, partiyi kitlelerden koparması, her yönüyle
güdükleştirmesi, nesnel gerçeklikten bütünüyle koparması mı
anlaşılması gerekiyor, yoksa Stalin yoldaşın söyledikleri
mi...
“Teori
bütün ülkelerin işçi hareketlerinin genel biçimi ile ele alınan
deneyimidir.
“… kuşkusuz
ki teori, devrimci pratiğe bağlanmadıkça amaçsız kalır; tıpkı
yolu devrimci teori ile aydınlatılmayan pratiğin, karanlıkta, el
yordamı ile yürümesi gibi. Ama teori, devrimci pratik ile çözülmez
bir bağlılık halinde gelişince, işçi hareketinin büyük bir
gücü haline gelebilir. Çünkü, harekete, güvenliği, yönünü
belirleme gücünü ve olayların iç bağlantılarının
anlaşılmasını, teori ve yalnızca teori sağlayabilir; çünkü
teori ve yalnız teori, sadece sınıfların bugün hangi yönde ve
nasıl hareket ettiklerine değil, aynı zamanda bu sınıfların en
yakın bir gelecekte, hangi yönde ve nasıl hareket edecekleri
pratiğini anlamamıza yardım edebilir. Şu ünlü tezi söyleyen ve
kerelerce yineleyen Lenin’den başkası değildir: „Devrimci
teori olmadan devrimci hareket olamaz.”10
Teori ve
pratiğin uyumluluğu, teorinin pratiğin aksayan yönlerini anında
düzeltmesi, “yakın geleceği” tespit edebilmesi, örgütü ve
örgütün mücadele taktiklerini buna hazırlaması anlamına gelir.
Elbette burada önemli olan, teorinin nesnel gerçekliği
yakalayabilmesi, örgütü bununla besleyebilmesi ve kitleleri
hazırlaması gerekiyor. „Gelişen bir şey yok, her şey aynı, bu
nedenle başta ortaya koyduğumuz teorimizi ve de pratiğimizi
değiştirmeye gerek yok, önemli olan devrim mücadelesinde kararlı
olmak ..“ vb. gibi anlayış ve yaklaşımlar, karanlıkta el
yordamıyla yürümek olduğu gibi, Marksist bilimsellikten uzak,
uzun erimli olmayan ucuz kahramanlıklar olarak sergilenir.
Küçük
burjuva devrimciliğinin tipik özelliği olan, gerçeği nesnel
olgularda arama yerine, sübjektivizme ve dogmatizme sarılması,
onun, kendi sınıf karakteri ile yakından ilgilidir. Keskin
Marksist görünmeleri, Marksizmi bir o kadar da revize etmelerinden
ileri geliyor. Bunlar, teoriyi ya da sloganları, belli bir sürecin
pratik olguları sorunu değil, hiç değişmeyen her dönemde
geçerli „kutsal kitabın“ bir ayeti olarak ele alırlar.
Böylece de Marksizmin özünü daha baştan tahrif etmiş olurlar.
Lenin;
„...
bir Marksist gerçek yaşama, gerçekliğin asıl olgularına dikkat
etmesi, ve bütün teoriler gibi olsa olsa yalnızca esas ve genel
hatları koyan, yalnızca yaşamı bütün karmaşıklığı içinde
yaklaşık
olarak
kucaklayan dünün teorisine yapışmaması gerektiği...“ni11
söyler.
Bir KP’ni
sağlamlaştıran, disiplinli ve dövüşken kılan, sınıf ve
kitlelerle derin bağlar kurduran öğeler nedir diye sorulduğunda:
Hangi anda hangi taktiği izleyeceğini bilen, yerine göre esnekliği
yerine göre tavizsiz tutumu takınan, ilkelerde tavizsiz olan, hangi
anda hangi eylem biçimine geçeceğini reçetelere değil, somut
koşullara göre ayarlayan, Marksist diyalektiğin mutlakçılığın
reddi olduğunu bilince çıkaran, her toplumsal değişimi teori ve
pratiğe yansıtmasını beceren ve Lenin’in yukarıda belirttiği
önermesi ışığında olabilir diye cevap verilebilir. Ve ancak
böyle bir parti, kitlelerin nabzını elinde tutabileceği gibi,
sınıfın tüm ileri ve dürüst unsurların güvenini kazanıp
safında tutabilir. Ve işte o zaman devrimcilik bir gevezelik
olmaktan kurtarılabilir.
Devrimciliği
salt bir gevezelik düzeyine indirgemek, keskin sloganlarla devrimin
“reklamını” yapmak, ama hayatın gerçeklerinden uzak durmak ve
sık sık, hayatın reddettiği aynı teoriyi ya da aynı sloganları
yinelemek, bu teori sahibi oportünistlerin devrime olan yeminli
„inandırıcılığı“ kitleler için bir şey ifade etmeyeceği
gibi, bu, devrimci lafazanlıktan başka bir şey değildir.
Diyalektik
materyalizmin özünü reddeden sağ ve sol oportünizm, teorinin
toplumsal pratiğin ürünü olması gerektiğini bilinçli olarak
saptırmaları ve bu sapmaların etkisi altında olan ya da bu
anlayış içinde olup da kendine „KP“ diyen örgütler,
burjuvaziye karşı bir savaş örgütü olamazlar. Bir kısmı süreç
içinde ya iyice reformizmin kucağına oturarak, burjuvazinin
icazeti altında “proleter devrimcilik” adına parlamentercilik
oyunu oynarlar ve de bir kısmı da dogmatizmin batağına dalarak,
Lenin’in deyimiyle; „devrimci lâfazanlık uyuzuna“ kapılarak,
örgütsel darbeciliği kendilerine rehber edinirler.
“Eylemlerimizin
başarısı, algılarımızın, algılanan şeylerin nesnel niteliği
ile uygunluğunu tanıtlar” (Engels), yani,
teori ile pratiğin birliğini tanıtlar.
„Somut
koşulların somut tahlili“nden çıkmış bir teori pratiğe yol
gösterir ve pratikte ürününü alabilir, ama, nesnel gerçekliğin
ürünü olmayan, sübjektif ve dogmatik teori pratiğe cevap
veremediği için, gelişme yerine gerileme olur. Örgüt, teoriye
göre kendini yukarıdan aşağıya doğru şekillendirir. Ama, teori
nesnel olguların ürünü olmadığı zaman, örgütün şekillenmesi
de pratiğe cevap veremeyeceği için, örgüt gelişmez, kitlelerle
kaynaşamaz ve çürümeye başlar. KP, varolanı öğrenirken,
onunla yetinmeyip, o pratiksel deneyimleri daha ileriye taşımak
için geliştirmek durumundadır.
Pratiğe
cevap veremeyen bir KP, öncelikle sorunun kaynağını teorisinde
aramak zorundadır. Kaynağı teori de aramayıp, başka yerlerde
araması, onun gerçeklerden kaçması anlamına geldiği gibi, deyim
yerindeyse; hala kılıçla tüfeğin karşısına çıkmaya
çalışıyor demektir. Ve böyle bir parti bu yöntemi izlediği
sürece hiçbir zaman Marksist olamaz. Toplumsal çalkantıların
hızla geliştiği, toplumun alt-üst oluşu yaşadığı, kitlelerin
değişim istediği, egemen sınıfların ekonomik ve siyasi krizinin
derinleştiği ve ekonomik-siyasi ağır bir kriz yaşadığı bir
ortamda KP, ilerleme değil gerileme gösteriyorsa, kitlelerin
hoşnutsuzluğunu kendi potasında toparlayamıyorsa; izlediği
politikanın neden toplumsal çalkantılara yanıt veremediğini
ciddi şekilde irdelemek durumundadır. Bundan kaçan bir KP, sınıf
adına boşa kürek çekiyor demektir. Sübjektivizmin ve dogmatizmin
esiri olan oportünizmin, işçi sınıfını ve geniş emekçi
yığınları içinde uzun süreli ciddi bir etkinlikleri de olamaz.”
1Bu
yazı, “Marx’tan Mao’ya MARKSİST DÜŞÜNCE DİYALEKTİĞİ”
adlı, en çok beğendim felsefi kitabımdan alınmıştır. Günümüz
tartışmaları için gerekli olduğu kanısındayım. Burada
„Diyalektik“ başlığı altında yayınlamakta
yarar görüyorum. Ayrıca, daha önce burada yayınlanan "Materyalist Bilgi Teorisi ve Komünist Partileri" adlı makalemde okunabilir.
2
Lenin,
Ne Yapmalı, sf. 30, Sol yay.
3
Engels,
Almanya’da Burjuva Demokratik Devrim, sf.31, Birinci Baskı, Sol
Yayınları.
4
Marks-Engels,
Felsefe İncelemeleri, sf. 88, Sol Yayınları
5
Lenin,
SE, C.11, sf.71, İnter Yayınları
6
Kaypakkaya,
age, sf. 430-431
8
Lenin’den
aktaran Stalin, Leninizmin Sorunları, sf. 24, Sol Yayınları
9Karl
Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, sf.202-203, Birinci
Baskı, Sol Yayınları
10
Stalin,
Leninizmin Sorunları, sf. 24, Sol Yayınları
11
Lenin,
„Taktik Üzerine Mektuplar“, Marks-Engels-Marksizm, sf. 389.
Aç.L., Sol Yayınları
