LENİN İLE STALİN ARASINDA ULUSAL
SORUN KONUSUNDA "ÇELİŞKİ VAR“ MIYDI?
Yusuf KÖSE
Troçki’nin, Stalin’e yönelik ve
özellikle de Lenin’in tavsiyelerine uymadığı ya da Lenin’in görüşlerini
çarpıtığı yönünde iddia ve eleştirileri vardır. Troçki, Lenin’in ölümünden ve
peşinden Stalin’in SBKP(B)’in genel sekreteri olmasından sonra, Stalin’’e
yönelik muhalefet örgütlemenin başını çektiği bilinen bir tarihsel gerçekliktir.
Elbette, Stalin ve Troçki gerçekliğine, her sınıf kendi sınıfsal bakış
açısından yaklaşmaktadır. Dünyanın ilk sosyalist devletini yıkmak için, başta
emperyalist burjuvazi olmak üzere, tüm gericilik yoğun bir çaba harcadı.
Nedense, SSCB’nin yıkılmasında, birleşmiş dünya gericiliğinin bu rolü ve onun
içerideki sınıf uzantıları yok sayılarak, bütün “suç” başta Stalin olmak üzere
komünistlere yıkılır.
Bir emperyalist paylaşım
savaşının yıktığı ve hemen hemen her şeyi ile tahrip ettiği bir ülkenin
üzerinde gerçekleşen 17 Ekim Devrimi ve peşinden üç yıl kadar süren iç savaşın
yarattığı tahribat da eklenince, bu yıkımları gidermenin yıllar aldığı unutulur
ve sosyalizmin hemen neden “açlığı”, “yoksulluğu”, “eşitsizliği” vb. ortdana
kaldırmadığı sorgulanır ve “suç” Bolşevik’lerin üzerine atılır. Böylece,
kendini “ilerici” sanan bu “çok değerli tarihçiler”imiz, tarihi, kendi
koşullarından ve köklerinden kopararak “tarih” yaparlar. Ve bir çoğu da, bunu,
“MarksizmLeninizmMaoizm” adına yapar. Acı olan, ama, MLM bir o kadar da yabancı olan tarafta
budur.
Sosyalist bir ülkenin yıkılması
için, içten düşmanların desteklenemsi ve sürekli kışkırtılması, küçük
burjuvazinin buna alet olması, küçük burjuva oportünizminin emperyalist
saldırganlığa ve Sovyet ülkesinin yıkım ve sobatajına desteğini sonuna kadar
sunması gerçekliği dikkate alınmadan, 1937-38 yargılamaları[1],
sorgusuzu sualsiz, kendi gerçekliğinden koparılarak, emperyalist bakış açısıyla
“sorgulanır” ve “yargılanır.”
Alman emperyalizminin, başta baltık ülkeleri olmak üzere ta Moskova
önlerine kadar tarihsel olarak gözünün olduğu, ve 17 Ekim Devrimiyle beraber Ukrayna’yı
koparmak için her yolu dendiği ve tüm kışkırtmaları bura üzerinden yaptığı
(günümüzde olduğu gibi) bilinen bir gerçek olmasına karşın, bunlar, Stalin önderliğindeki SSCB’nin
hanesine, “baskı” unsuru olarak geçirilir. Troçkizim, emperyalist propaganda ve
saldırganlığın safında, açıktan yerini alırken,
küçük burjuva oportünizmi de emperyalizmin bu “özgürlük ilahisi”ni
alkışlar.
Devrim yapmayanlar ya da iki
karşıt sınıf arasındaki iktidar savaşının gerçeğini anlayamayanlar ve bunun
pratik yansımalarını tahayyül edemeyenler, emperyalist ve proleter devrimler
çağında, proletarya önderliğinde sınıfsız toplumu hedefleyen bir devrim
gerçeğini ve bunun neler ile karşılaşabileceğinin de malesef idrak edemiyorlar.
Bu nedenle de, mekanik bir yaklaşımla ve bir kılıç darbesiyle sosyalizmi tüm
ekonomik ve siyasal koşullarıyla yerleştiriyorlar ve hemen sınıfsız topluma
geçiveriyorlar. Böyle olmasını kim istemez! Ancak, gerçekler böyle değil.
İkinci emperyalist dünya savaşının bir yanınında SSCB’ni yıkmak amaçlı olduğu,
Nazi Almanya’sının SSCB’ne saldırısı karşısında ABD, İngiltere ve Fransa’nın
“çıkarma” yapmadıkları, ne zaman ki, Stalingrad içlerinde Nazi Almanyası’nın
yenilmesi ve peşinden Berline doğru geri kovalanmaya başlaması üzerine, bu
emperyalist “müttefikler”in harekete geçtiği de bilinen olgulardır. Onlar,
Stalingrad’ın düşmesinin bekliyorlardı, ama, tersi oldu: Emperyalist
saldırganlığın ve faşizmin kalesi Berlin düştü. Bu, Sovyet Sosyalist halklarının
22 milyon canının bedeli karşılığındaki bir zaferdi.
Emperyalizmin Sosyalist bir
ülkeyi yıkmak için bu yıkım saldırıları nedense bilnmezden gelinir ve
Troçki’nin kirli ve yalan propagandalarına ise inanılır. Troçki’nin
politikasının, SSCB’ni yıkmak için emperyalist politika ile bütünleştiği
görünmezden gelinir.
Bunları kısaca belirtikten
sonra, şimdi gelelim, başlıktaki sorumuza. Gerçekten, Lenin ile Stalin
arasında, ulusal sorun konusunda RSSFC ve
SSCB’nin oluşmasında bir “çelişki” var mıydı. Bu konuda aralarında bir
“anlaşmazlık” bir “düşünce ayrılığı” var mıydı?
Böyle bir ayrılık olduğunu ilk
defa 1926 yılında Troçki bir konuşmasında söylemiştir. Ve troçkistlerde o
günden bu güne kadar bunu sık sık dillendirir olmuşlardır. Ancak, ne Lenin’in
Stalin’e yönelik bu yönlü bir eleştirisini gösterebilmişlerdir ne de Stalin’in
Lenin’e yönelik bir eleştirisini açıklayabilmişlerdir. Troçki’nin bilinen
karakteri gereği, bir yalanı ortaya atmak ve onun üzerinden politika
üretmektir. Sıkıştığı zaman ise “ben onu başka türlü söyledim” yönlü
kıvırtmalara girmesi meşhurdur.
Toçkist Bir İddianın Gerçek Bir Yanı Var Mı?
Troçki’nin bu yalanı, MKP’nin
3. Kongre Belgeleri’nde de şöyle yer almıştır:
“Mesela
Lenin’in Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği planı, Stalin’in Rusya eksenli
birleşme planından temelden farklıydı. Lenin, eşit özgür cumhuriyetlerin yeni
bir birliğini savunuyordu. Rus merkezli cumhuriyet biçimindeki federasyona
karşıydı. Merkezi, Rus tekeline vermeye karşıydı.”[2]
Troçkistlerin “Gürcü”
meselesini kullanarak uydurdukları bir iddiadır bu. Peki, bu iddianın gerçek
bir yanı var mı? Elbette yoktur. Tamamen gerçek dışı bir iddiadır. Üstelik,
Lenin ve Stalin’in ulusal sorun konusundaki görüşleri, önce Rusya Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetleri ve sovyetik özerk cumhuriyetlerin birleşimiyle oluşan;
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği altında birleşmiş olmaları gerçekleri
orta yerde dururken ve bunlar, RKP(B) programında ve RKP(B)’nin 10. (1921) ve
XII. (1923) Kongre raporlarında yer almışken, böyle bir iddia ile devrimcilerin
karşısına çıkmak, karşıtı biri belgeyle olmalıdır.
Lenin’in Stalin’in ulusal sorun
ve bunun çözümüne ilişkin hiç bir görüş ve önerisine karşı çıkmadığı gibi, bu
konuda Stalin’e yönelik bir eleştirisi de yoktur. Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği, Lenin başta olmak üzere Stalin ve diğer Bolşeviklerinde
kabul ettiği bir öneridir ve gerçekleşmiştir. Bu konuda, Stalin’in Lenin’den
ayrı düşmesi söz konusu olmadığı gibi, böyle bir tartışma dahi yoktur.
Stalin’in ulusal sorun konusunda sunduğu raporlar, hem Lenin ve hem de RKP(B) ve
hem de Sovyet Kongreleri tarafından onaylanmıştır.
Stalin’in sunduğu raporların
Lenin’in bilgisi dahilinde olmadığını söylemek ya da eğer Lenin’in buna yönelik
eleştirileri varsa “sessiz kaldığını” söylemek saçma olur. Lenin, özellikle
hata yapan üst düzey yöneticilere karşı eleştirilerini asla sakınmayan ve hatta
en ağır eleştirilerini yapan bir niteliğe sahiptir. Bunun, böyle olduğuğuna
dair örnekler çoktur.
Ne Lenin ne de Stalin “Rus
merkezli federasyonu” savunmamışlardır. Devrimden sonra, Rusya’nın egemenliği
altında olan cumhuriyetlerdeki devrimlerin gelişmesi ve sosyalist birlik
çabaları yoğunlaşmış ve büyük Rus şovenizmine karşı mücadele edilmiş, bölgesel
sovyetik özerklik ön plana çıkarılarak, bütün cumhuriyetlerle sorunsuz ve
gönüllü birleşme temel alınmıştır.
Ayrıca, belirtmek gerekiyor ki,
Rusya, çok uluslu ve birden fazla çeşitli azınlık milliyetlerin bulunduğu,
deyim yerindeyse, ulus ve halklar mozaiği bir ülkeydi. Sosyalist devrimin ilk
gerçekleştiği böylesi bir ülkede, Büyük Rus şovenizmi ve baskısı altında
kırımlara uğrayan ulus ve halkları kaynaştırmak, gönüllü olarak bir arada
tutmak ve bir birlik sağlamak kolay olmasa gerekir. Çünkü, ezilen ulus ve
milliyetlerin, Büyük Rus’lara güvensizliğinin hakllı yanları fazlasıyla vardı.
İşte, Bolşevikler, bu halkları gönüllü olarak sosyalizm sayesinde bir araya
gettirmeyi başardı ve bir Sovyet Sosyalist Birlik oluşturdu.
Bu ulus ve halklar mozağinde
gerçekleşen bir devrimin, elbette önünde bir çok zorulukları vardı. Bir
taraftan karşı-devrimci milliyetçilerin Çar’lık Rusyası’nın zulmünü gerekçe
göstererek halkları birbirinden uzaklaştırma ve sosyalist temelde oluşan bir
birliğe karşı çıkmaları ve savaşmaları gerçeği var, bir yandan ise,
Bolşevik’lerin bunlara karşı mücadelesi ve halkların birlikte ortak sosyalist
cumhuriyetlerini oluşturması propaganda ve pratik gerçekliği... Sonuncusu, tüm
zorluklara karşın gönüllü bir şekilde başarılmıştır. Bunu, Bolşeviklerin
Marksist-Leninist çizgisinde aramak gerekir. Ayrıca, birlik “Rus Merkezli”de
değildir. Bütün azınlık miliyetlerden ve bağımsız cumhuriyetlerin gönüllü
birliği temelinde gerçekleşmiştir. Rusya’nın öne çıkmasının nesnel bir durumu
vardır. Ancak, tarihte ilk defa bu denli ve eşit koşullarda hiç bir ulusal
sorunun çözüm örneği de yoktur. Bu ilk defa Bolşeviklerin önderliğinde
gerçekleşen Sosyalist bir devrimle hayat bulmuştur. Bu tarihsel devrim
realistesini çapıtmak, tahrif etmek, sosyalist devrimi daha baştan
Troçkistlerin yaklaşımıyla ele almak olur. Bunu çarpıtmak, 17 Ekim Devrimi’nin
en önemli özelliğini ondan almak, yok saymak ve boşa çıkarmak demektir.
Devrim döneminin Rusya’sına ve
özerk cumhuriyetlerine kısca bir bakmak gerekiyor.
1917 Şubat Devrimi’yle beraber, Rusya İmparatorluğu,
yıkılarak tarih olmuştur. 1917 Bolşevik devrimiyle beraber, 7 Kasım Rusya
Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti (RSSFC) kurulmuştur. Bu cumhuriyet, işçi,
köylü, asker sovyetlerinin oluşturduğu III. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nde
(Ocak 1918), Rusya Sosyalist
Sovyet Federatif Cumhuriyeti (RSSFC) onaylanarak resmi hale gelmiştir. Temmuz
1918 yılında yapılan sovyetler V. Kongresi’nde ise, RSSFC anayasası
onaylanmıştır. RSSFC’nin içinde başta 16 özerk cumhuriyet yer alıyordu.
Bağımsız sosyalist cumhuriyet ve onların içindeki özerk cumhuriyetlerin
katılımından, yani SSCB’nin resmen oluşumundan sonra ise RSSFC içinde yer alan
sosyalist özerk cumhuriyetlerin sayısı 20’e çıktı. Bunların birliği bütünüyle
gönüllülük temelinde olmuş ve işçi, asker, köylü sovyetlerinin kongrelerinde
onaylandıktan sonra ise resmileşmiştir. Tarihsel kronolojiyi ve tek tek özerk
ve bölgesel sovyet cumhuriyetlerini ve bağımsız (Ukranya, Azerbeycan,
Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan Ermenistan, Kazakistan, Moldavya,
Özbekistan, Beyaz Rusya, Gürcistan, Rusya Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti) sovyet
sosyalist cumhuriyetlerini buraya almak gereksiz bir fazlalık olur. Bunu
araştırmak ve bilgilenmek isteyenler için oldukça geniş kaynaklar vardır.[3]
Bolşeviklerin ulusal
politikasının temelinde Stalin’in düşüncelerinin olduğunu inkar etmek yanılgı
ve inkarcılık olur. Stalin, 1913 yılından beri Ulusal Sorun konusunda yazı
yazan ve düşünce üreten biridir. Bunu Lenin’de takdir etmiş ve onaylamıştır.
Lenin’in, Stalin’in “Ulusal Sorun” konusunda düşüncelerine ve yazılarına
yönelik hiç bir eleştirisi yoktur. Ama, diğer Bolşevik MK üyelerinin çeşitli
görüşlerine ilişkin eleştirilerini rahatlıkla bulabilirsiniz. Eğer, Lenin’in,
Stalin’in “ulusal sorun” ya da her hangi bir düşüncesi konusunda eleştirisi
olsaydı, eleştirmekten sakınmasının söz konusu olamyacağı bilinir. Ve ulusal sorun
konusunda, Lenin ve Stalin’in düşünce ayrılıkları olmamıştır. RSFSC ve daha
sonra SSCB’nin oluşması başta Lenin ve Stalin olmak üzere tüm Bolşeviklerin
onayıyla gerçekleşmiştir. Stalin’in hazırladığı rapor ve önerileri Lenin’de
onaylamıştır. Ayrıca, Stalin’in ulusal sorun konusunda hazırladığı ve RKP(B)
Kongresine sunduğu Raporu’u Troçki’de onaylamıştır.
Bilindiği gibi, Stalin, 26 Ekim
1917 yılında yapılan II. Tüm Rusya Sovyet Kongresi tarafından “Tüm-Rusya
Merkez Yürütme Komitesi’ne seçilir ve Milliyetler İşleri Halk Komiseri olarak
onaylanır.”[4]
Lenin’in önerisi olmadan ya da Lenin onaylı RKP(B) MK tarfından önerilmeden
Stalin’in kendi başına böyle bir görev üstlenmesi söz konusu olamaz. Bu, Lenin
istemiyle gerçekleşmiştir ve devrimin bu en zor görevlerinden birini Stalin
üstlenmiş ve bunu da başarmıştır.
Rusya Sovyet Sosyalist Federe
Cumhuriyeti içinde yer alan özerk bölgeler olsun ve de RSSFC ile bağımsız
sosyalist cumhuriyetlerin (Ekim 1922) birlik[5]
anlaşmaları olsun, bütünüyle gönüllü ve bütün bagımsız ülke ve özerk
cumhuriyetlerinin komünist partileri ve en üst yetkili organlarınca alınan
kararla gerçekleşmiştir.
Lenin şöyle der;
“... sosyalist cumhuriyetlerin birliğini sürdürmeli ve güçlendirmeliyiz. Bu
konuda kuşkuya yer olmaz.”[6]
MKP’nin iddia ettiği, “Lenin,
Stalin’in Rus Merkezli Birleşmesine karşı çıkıyordu” şekilinde, Lenin’in
Staline yönelik bir eleştirisi olmadığı gibi, özerk ve bağımsız sovyet
cumhuriyetlerinin birleşimi federal yapı olarak SSCB şeklinde olmuş ve Lenin de
dahil herkes tarafından (birleşenler) onaylamıştır.
Lenin’in, Stalin’e “Gürcü
meselesi”[7]
ile ilgili bir eleştirisi vardır. Bu eleştiri, ilkelerle ilgili ya da Lenin ve
RKP(B) aldığı kararın çiğnenmesiyle ilgili olmayıp, daha önemsiz bir sorun
üzerine yapılan eleştiridir. Bunun ne olduğunu birazdan aşağıda göreceğiz.
Bu konu, Stalin aleyhine sık sık gündeme
getirildiğinden ve dürüst komünistlerinde kafasını karşıtırdığı için -alıntı uzun olmasına rağmen- sözü Stalin’e
bırakalım:
“Troçki, konuşmasında, ‘Stalin’in ulusal sorunda oldukça büyük bir hata
yaptı’ beyanında bulundu. Nasıl bir hata, hangi koşullar altında –ama bunları
söylemedi Troçki.
“Bu doğru değildir, yoldaşlar. Bu bir iftiradır. Benim hiç bir zaman, ne
Lenin’le ne de Partiyle, ulusal sorunda herhangi bir görüş ayrılığım
olmamıştır. Öyle sanıyorum ki Troçki burada, Lenin yoldaşın XII. Parti
Kongresinden önce beni, Gürcü yarı-milliyetçilerine, kısa süreden beri
Fransa’da ticaret temsilcisi olan Mdivani gibi yarı-komünistlere karşı çok sert
bir örgütsel politika uygulamak, ve onları ‘izlemek’le suçladığı, önemsiz bir
olayı ima etmektedir. Ne var ki, daha sonraki olaylar, ‘sapmacılar’ denilen bu
kişilerin, Mdivani gibilerinin, gerçekte, Parti MK Sekreterlerinden biri olarak
uyguladığım muameleden daha sert bir muameleyi hakettiklerini göstermiştir.
Daha sonra gelişen olaylar, bu kişilerin, en açık oportünizmin yıkılmaya yüz
tutumuş bir fraksiyonu olduklarını göstermiştir. Varsın Troçki bunun doğru
olmadığını kanıtlasın. Lenin bu olguları bilmiyordu ve bilemezdi de, çünkü
hastaydı, yataktan çıkamıyordu ve olayları izleme olanağı yoktu. Fakat, bu
önemsiz olayla Stalin’in ilkesel bakış açısı arasında nasıl bir bağlantı
olabilir? Besbelli ki Troçki burada müfterice, benimle parti arasında herhangi
bir ‘görüş ayrılığı’ olduğunu ima etmektedir. Ama, Troçki de dahil, tüm MK’nın,
Stalin’in ulusal soruna ilişkin tezlerini oybirliği ile kabul ettiği olgu değil
midir? Bu oylamanın, Mdivani olayından sonra, XII. Parti Kongresinden önce
yapıldığı olgu değil midir? Ulusal soruna ilişkin raporu, XII. Parti
Kongresinde, herhangi başka birinin değil de Stalin’in sunduğu olgu değil
midir? Öyleyse, ulusal sorunda Partiyle ‘görüş ayrılıkları’ nerede burada, ve
Troçki bu önemsiz olaya değinme gereğini aslında neden duydu?”[8]
Stalin’in Troçki’ye soruduğu
soruyu, “Stalin ile Lenin arsında ulusal sorun konusunda çelişki vardı” diyenlere
sorulması bizim de hakkımızdır. Lütfen bu çelişkiyi gösterinde, devrimci
kitleler de aydınlansın! Bu troçkist çarpıtmaların, kendine MLM diyen örgütler
tarafından araştırlmadan dile getirilmesi de bir başka acı taraftır. Eğer,
böyle bir şey varsa, ortada yazılı belgeler var ve ortaya konulur. Oysa, Lenin
ve Stalin’in tüm konuşmaları, belgeleri ve 17 Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’daki
ulusal sorunla ilgili tüm gelişmeler açık ve ortadayken, bunun tersini ileri
sürmek devrimci bir eleştiri yöntemi değildir.
Ayrıca, Stalin’in, daha Lenin
hayattayken 1923 yılında yapılan,
RPKP(B) XII. Parti Kongresi’ne sunuğu rapor’da sovyet cumhuriyetleri
önündeki birleşmeyi engelleyen araçları şöyle sıralar:
“Birinci araç, Sovyet iktidarının yalnızca Rus değil, blakis
enternasyonal bir iktidar haline gelmesi için, sovyet iktidarını
cumhuriyetlerde anlaşılır ve senli-benli kılmak için tüm önlemlerin alınmasıdır.
Bu amaçla sadece okulların değil, tüm kurumların, tüm organların, gerek Parti
gerek Sovyet organlarının adım adım ulusallaştırılması, bunların, kitlelerin
anladığı bir dille, ilgili halkın yaşam tarzına uygun koşullar içinde
çalışmaları zorunludur. Sovyet iktidarını bir Rus iktidarı olmaktan çıkarıp,
tüm cumhuriyetlerin ve özellikle iktisadi ve kültürel bakımdan geri kalmış
olanların emekçi yığınlarına yakın, bu yığınlar tarafından anlaşılan ve
sevilen, enternasyonal bir iktidar durumuna getirmek bizim için, ancak ve ancak
bu koşulla mümkün olacaktır.
Çarlık ve burjuvaziden devralınan mirasın acısız
üstesinden gelme işimizi kolaylaştırmaya uygun ikinci araç, Cumhuriyetler
Birliği’nde komiserliklerin o şekilde inşasıdır ki, hiç değilse en önemli milliyetlerin
çeşitli kurumlarda kendi temsilcilerini bulundurmaları mümkün olsun, çeşitli
cumhuriyetlerin gereksinim ve zorunluluklarının kesinkes tatmin edilmesinin
koşullarını yaratan bir inşa.
Üçüncü araç: En üst organlarımız arasında, ayrımsız tüm
cumhuriyet ve milliyetlerin gereksinim ve zorunluluklarını dile getiren bir
organın bulunması zorunludur. Bu son araç üzerine, dikkatinizi özellikle çekmek
istiyorum.”[9]
Stalin’den akatardığım bu uzun
alıntıda da görüldüğü gibi, Rus merkezli anlayışa ve Büyük Rus şovenizmine
karşı bir eleştiri olduğu gibi, cumhuriyetlerin kendi dillerinden ve kendi
temsilciliklerinden söz edilir ve bunun önemine dikkat çekilir.
SSCB’nin birleşme şekiline
karşı çıkabilirsiniz. Birleşme biçimini eleştirebilirsiniz. Bu konuda, başka
görüşler ileri sürebilirsiniz. Ancak, Lenin ve Stalin arasında “ulusal sorunda
çelişki vardı” diye bir iddia ileri sürerseniz, bunu belgeleriyle ortaya
koymakla yükümlüsünüz. Bunları ortaya koyamıyorsanız, Bu tür bir iddia ve
iddiaların inandırıcılığı olamaz.
Troçki’nin SSCB’nin ulusal
sorunda cidiye alınacak bir görüşü de olmamıştır. O salt kendini vurgulamak
için, konferans ve kongrelerde bu konuda “ufak”, ama daha önce RKP(B)
Kongrelerinde ya da MK toplantılarında onaylanan görüşleri tekrarlamanın ötesine
geçmemiştir. Yine, 9-12 Haziran 1923 yılında, “RKP(B) MK’nin, Ulusal
Cumhuriyetlerin ve Bölgelerin Sorumlu Fonksiyonerleriyle Dördüncü Danışma
Konferansı”nda, bir tekarar yapmıştır. Troçki’nin karakterini iyi bilen Stalin
ise şunları söylemiştir:
“Yoldaşlar, hiç bir konuşmacının, bir tekinin bile, Politbüro tarafından
getirilen platform taslağının ilkesel bölümünü eleştirmediğini vurgulamam
gerekiyor. ... Ben bunu Konferansın onayı olarak, Konferansın, platformun
ilkesel bölümünde saptanan kurallarla dayanışma olarak kavrıyorum.
“Troçki’nin sözünü ettiği ek, ya da ekleme (ilkesel
bölüme ilişkindir), kabul edilmelidir, çünkü kararın ilkesel bölümünün
karakterini kesinlikle değiştirmemekte, bilakis adeta onun içinden çıkmaktadır.
Troçki’nin eki, özü itibariyle, Petrograd ve Moskova örneklerinin Bölgelere ve
Cumhuriyetlere mekanik bir aktarımının caiz olmadığını söyleyen X. Parti
Kongre’sinin ulusal soruna ilişkin kararının bilinen maddesinin bir tekraraı
olduğundan, bir o kadarda gereklidir. Tabii ki bu bir tekrardır, fakat bazen
belirli şeylerin tekraralanmasının zararlı olmadığını düşünüyorum.”[10]
Bütün bu belge ve tartışmalar, Stalin’in
sunduğu raporların onaylandığını ortaya koymaktadır. Daha önce de belirttiğim
gibi, Troçki’de Stalin’in, ulusal sorunla ilgili sunduğu tüm raporları
onaylamıştır.[11]
Peki, RSSFC ve SSCB hakkında,
Lenin ne düşünüyor? Bir de bunu Lenin’den dinleyelim: Bakalım, Stalin ile
arasında, bu konuda bir ayrım var mı (ymış)?
Lenin, Haziran 1920 yılında
yapılan, III. Enternasyonal’in İkinci Kongresi’ndeki tezlerinden bazıları:
“7. Federasyon, ayrı ayrı ulusların işçilerinin tam birliğine doğru
geçici biçimidir. Federasyon, RSSFC’nin (Rus Sovyet Sosyalist Federatif
Cumhuriyetleri) öteki sovyet cumhuriyetleriyle olduğu gibi (örneğin, geçmişte Macaristan,
Finlandiya, Letonya Sovyet Cumhuriyetleriyle ve şimdi Azerbeycan ve Ukrayna
Sovyet Cumhuriyetleriyle) RSSFC içinde de geçmişte, ne devlet olarak özel bir
varlığı, ne özerkliği olmayan (örneğin 1919’da ve 1920’de RSSFC içinde
yaratılan Başkır ve Tatar özerk cumhuriyetleri gibi) ulusal topluluklar
arasında yararlılığını tanıtlamıştır.
8. III. Enternasyonalin görevi, sovyet düzeni ve hareketi
temeli üzerinde oluşturulan bu yeni federasyonları, bu bakımdan geliştirmek
olduğu kadar, deneyimin ışığında incelemek ve denemektir de. Federasyonu tam
birlik doğrultusunda geçici bir biçim sayarak, ilkin sovyet cumhuriyetlerinin
en sıkı birliği olmadan, askeri bakımdan çok daha güçlü olan emperyalist
devletler tarafından kuşatılmış olan bu sovyet cumhuriyetlerinin varlığını
korumanın olanaksız olduğunu, ikinci olarak, iktisadi birliğin kurulmasının
gerekli olduğunu ve bu birlik olmadıkça, emperyalizmin tahrip ettiği üretici
güçlerin yeniden kurulmasının ve emekçilerin gönencinin sağlanmasının olanaksız
olduğunu...”[12]
Lenin’in bu görüşleriyle
gerçekleşen, RSSFC ile diğer bağımsız Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler’in
birliğinden oluşan SSCB’nin ta kendisi olduğu bir gerçektir. Demek ki, bu
konuda Lenin ile Stalin arasında bir görüş ayrılığı yokmuş. Bu yalan, sadece ve
sadece Troçki’nin uydurma yalanlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Eğer, “Lenin ve Stalin arasında
ulusal sorun konusunda görüş ayrılığı var”dan kastedilen, 28 kasım 1921 tarihli
Lenin’in MK’ne gönderdiği; “Trans-kafkasya Federasyonu oluşturulması”
direktifiyse, bunun tarihçesi de kısaca şöyledir.
Lenin, RKP(B)MK’ne böyle bir
öneri verir. Bu Stalin’in eline geçer ve Stalin, bunun üzerine Lenin’e bir
mektup gönderir, Gürcistan sorunu tam olarak daha kapanmadığından ve oradaki
sovyetin oluşması sorunlu olduğu için, 2-3 ay beklenmesini önerir. Çünkü,
Gürcistan’sız bir Trans-Kafkasya Federasyonun hiç bir işe yaramayacağını
söyler. Stalin’in bu değişiklik önerisini, başta Lenin kabul eder. Daha sonra ise, yine MK polit bürü üyeleri
olan Lenin, Troçki, Kamenev, Molotov ve Stalin tarafından kabul edilir. Ziyonev
toplantıda olmadığı için onun oy hakkını Molotov kullanır.[13]
Kısacası, soruna nereden
bakılırsa bakılsın, Lenin ve Stalin
arasında ulusal sorun konusunda hiç bir ayrılık yoktu. Ve Stalin’in, Bolşevik
Parti’siyle de, ulusal sorun konusunda bir düşünce ayrılığı yoktu. Troçki’nin
ise ulusal sorun diye bir derdi yoktu. Şubat 2014
[1]
Bkz. SSCB’ne karşı emperyalist ve
yerli işbilrikçilerinin yıkımlarını açığa çıkaran bir araştırma, Michael
Sayers-Albert E. Kahn; “Sovyetler’e Karşı Büyük Komplo, 1917-1947”, adıyla, 1990 yılında Yurt Yayınları tarafından türkçe olarak
yayınlanmıştır.
[2] Agb, sf. 114-115
[3] Bkz. Daha geniş biligi için,
Stalin, Esreler, C. 4, Kronolojik Biyopgrafi, sf. 387 ve C. 5, sf 329-363,
ayrıca, genel bilgi edinmek için, Vikipedia org.’da Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti, (RSFSC) başlıklı bölüme
bakılabilir.
[4]
Stalin Eserler, C.4, sf. 387, İnter
Yayınları
[5] Bkz. Stalin Eserler C.5, sf
321-328, “Sovyet Sosyaylist Cumhuriyetler Birliği’nin Kuruluşu Üzerine
Deklarasyon”
[6] Lenin, UKKTH, sf. 232, 6. Baskı,
Sol Yayaınları
[7] Lenin’in sözü edilen eleştirisi: “sanıyorum ki, Stalin’in aceleciliği ve
katıksız yönetim sevdası, onun o ünlü “sosyal-milliyetçiliğe” karşı duyduğu kin
ile birlikte burada vahim bir rol oynamıştır. Genel olarak siyasette, kin, en
aşağlık şeydir.” Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, sf. 229, Sol
Yayınları, 6. Baskı
[8] Stalin, Eserler, C 9, sf. 61,
“Uydurma ve İftiralara Değil, olgulara İhtiyacımız Var” 13 Aralık 1926
[9]
Leninizm, 6. DEFTER, Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu, sf. 208-209
[10] Stalin, Eserler, C.5, sf. 272-273
[11] Bkz. Eserler, C.5, Stalin, sf.
313-316 ,Troçki’nin karakteriyle ilgili, “Troçkinin Mektubu Üzerine” adlı
Stalin’in değerlendirmesi.
[12] Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin
hakkı, sf. 214-215, Sol Yayınları, 6.
Baskı
[13]
Bkz. Stalin, Eserler, C. 5, sf.
193-194